somut şeylere değil soyut şeylere üzülünce inceden deliriyorsun. çok tatlı oluyor.
#calibro cihazım elime ulaştı bu hafta ve ben hemen @hakan_gunday ‘ın çok merak ettiğim #az kitabını indirdim. #gökyüzüçocuklari ile paralel okumayı düşünüyorum bakalım
:) #ebook formatta daha önce tabletimden bir çok okuma yapmıştım ama bu cihaz bu konuda daha bir harika. Göz yormayan ışık ve renklendirmesi benim en hoşuma giden tarafı oldu.
Ayrıca @babil_com sitesinde #ekitap ücretleri çok makul bu tarz okumalara ilginiz varsa göz atın derim :)
@domingo_yayinevi 'ne ise ayrı teşekkür ederim, böyle şahane bir kitap ile bizi tanıştırmaları cidden hoş ♥
Neyi unutur ki insan? Hatıraları, acıları, sevinçleri, başarıları, hayal kırıklıklarını mı? Şimdi’yi bütün yönleriyle anlamasına imkân veren geçmiş zamanı mı? Kim olduğunu ve nasıl davranması gerektiğini hatırlatan çepeçevre sarılı olduğu kanunları, yönetmelikleri, kuralları, tüzükleri ve değerleri mi? Yaşanmışlıklarının kokusu sinen eşyayı mı…? Unutmaz aslında hiçbirini. Akıp giden zaman içerisinde tüm hâllerin ve seslerin kaybolmadığı gibi, insan da bilincinin duyumsadığı, gözünün gördüğü, elinin dokunduğu, sesinin karşılık bulduğu hiçbir şeyi unutmaz. Belki hatırlamak istemez. Ya da birer yaşanmışlık olarak geçmiş zamana hapsettiği ne varsa onların bilinç, madde ve ses düzeyine çıkmasına izin vermeyerek görünür olmasını istemez. Görünür olan sürekli hatırlanır çünkü.
Bundan dolayı insan, hatırlamak istemediği ne varsa evvela göz önünden kaldırır onu. Depoları, mahzenleri, tavanaraları vardır örneğin yaşadığı mekânlarda bunun için. Evvela fazlalık sayar bir dönem hayatında yer eden eşyaları ve sonra kaldırıverir göz önünden onları. Ancak gözün önünden kaldırılan tamamen yok olmaz. Kolay kolay unutturmaz eşyaya sinen zamanın kokusu kendini. Sadece eşya mı peki…? Bilir insan deposunda, mahzeninde ya da tavanarasında yaşanmışlıklarının olduğunu. Gaston Bachelard evinde mahzeni ya da tavanarası olanlar ile yaşadığı odada fazla çekmecesi bulunan insanları hep şanslı sayar. Her bir mahzen, her bir tavanarası, her bir çekmece hatıralar barınağıdır çünkü. Kaldırılan, saklanan ya da tıkıştırılan bu hatıralar aracılığıyla insan yaşadığı mekâna içerden bağlanır ve orasını “yuva” olarak kabul eder. Bir mekân yuva olarak kabul edildikten sonra ise korunan sadece beden ya da maddi tarafları değildir insanın. Ruhuna gelecek saldırılar karşısında da tutunacak, sığınacak bir “yuva” tesis etmiş olur. Ve insan, geçmişiyle varolmaya çalışır burada.
Diğer taraftan insanın bilinçaltı da tıpkı mahzen ve tavanarası gibidir. Duyular dünyasında yaşanılan, hissedilen, duyumsanan ne varsa göz önünden kaldırılıp yok sayılsa bile bastırılmış duygu değeri olarak bilinçaltında varolmaya devam eder. Bundan dolayı Sigmund Freud, bilinçaltının asıl ruhsal gerçeklik olduğuna dikkat çeker.
Gün çoktan aydı tabi, günaydın falan denmez ama tünaydınnn denilebilir :)
İyi günleriniz olsun ♥
#alaycikus kolyemi @dedeminevi arkadaşıma yaptırdım. Kendisi etamin işleme kolyeler yapıyor sipariş üzere, ilgilenenlere duyrulur.
Uzuuun zaman oldu ama hiç paylaşamadım bu da paylaşım fotom olsun.
Tanıştırayım→kolyem, kolyem→instagram.
#mehmetisakatlayanserçeparmağı #kitapyorumu
Bitti..
Ya da bitmedi.
Bilemiyorum.
Güzel kitaptı velhasıl. Sevdim.
Kitabın geçtiği dönem 90'lar. Sıkıcı zamanlar, hoş ülke olarak refah seviyemizin bir limiti var. Amerika'nın oyunları falan :)
Kitap bir konuya sığınıp kendini tanımlamaktan uzak. Ben bunu yazarın toplumcu görüşüne bağlıyorum. Konuyu ne kadar karakterler arası eşitliklikte bölerseniz o derece adil bir anlayış elde edersiniz.kitap bunu başarmış diyebiliriz.
Duygusal yanı ağır basan bir kitap, aslında çoğu iddaya göre ben duygusuz biriyimdir ama kitap beni duygusal anlamda oldukça etkiledi.
İnsanların afiş halini alan bir hayat ve fiziksel duruşu vardır ama içsellikleri ne gördüğümüzdür, ne görünen.
Kitapta yer alan karakterler ve hayatlarinin aks'leri ile yazar içselliği afişe etmiş diyebiliriz.
Yazarın #yenişafak gazetesine verdiği bir ropörtajı okudum. Kitabın baskı bilgilerinin yer aldığı sayfada “babamın öldüğü yaştayım” yazıyor. Ben bunu ilk öylesine bir alıntı gibi düşündüm ama değilmiş.
Yazar bu kitabı çok önceden yazmış fakat yayınlamamış. 2015 yılı ise yazarın babasının öldüğü zamana (yaş'a) tekabül ediyor. Kitabın da basım yılı aynı zamanda.
Kitabı bu süre zarfında basmaması, bekletmesi kendi yaşamının sakat kalmasıyla da bağlantılı.
Mehmet'i sakatlayan serçe parmağı'nda farklı olarak, günlük sayfalarına da yer verilmiş, samimiyetini kat kat arttırmış, güzel buldum. Günlük tutmak önemli. İnsanın aradan onca zaman geçtikten, o anlardan uzaklaştıktan sonra daha ‘yakından’ bakabilmesini sağlıyor. Seyahat notları gibidir günlük tutmak, bireysel yolculuğumuzun küçük notları. Geri dönüp okunduğunda tekrar o 'yerlere’ seyahat etmeyi sağlayan.
Okumanızı iç rahatlığıyla önerdiğim bir kitap :)
Okuyun/okutturun
// 'Okulda okunmaz derdi zaten babası. Okulda etiketlenirsin. Damga yani. O damgaya bakıp seni işe falan alırlar, para verirler.’
'rabbim bizi dosdoğru yola ilet, rabbim yoluna çöreklenmiş oturanlar var, rabbim bizi dosdoğru, buradan doğru gidersen karşına çıkacak, zaten hemen tanırsın, kocaman bir yapı meydan filan var, yazıyor zaten kocaman, kime sorsan gösterir, kime sorsam, herkese sordum, kimse göstermiyor’//
Aynalar ve şehir bozguncuları.
Cebinde gübreyle dolaşan adamlar.
Bacak aralarını alnına kazımış kadınlar.
Yakılmış güller ve ihanetler aşkına.
Bir başak yap benden. Eğilsin masumluğuna.
Daha koparılmadan başı.
İsa'yı unutan gün için.
Kahret beni.
Bana acıyı bağışla.
Kör kütük ve onurlu.
Karanlık ve kangren geceleri.
Yakama iliştir anne şevkatiyle soğuk mevsimleri.
Yanağıma bir buse kondur.
Vakit geldiğin de sen tekmele sandalyemi.
Kime yazdın bu şiiri faruk? Kimseye yazmadım hocam, bana yazdırıldı sadece, ben kimim ki kime yazayım.
#dedaluskitap
#dedalus
#babil_com
#babilcom
#güraysüngü
#mehmetisakatlayanserçeparmağı bir roman, esasında öyküleşmek peşinde ama günlük olmaktan da yakayı kurtaramıyor. Sonuç olarak o sade ve sadece bir kitap.
Sıradan beden ve hayatlara sıkışan sıradışı şuurların anatomisini çizmeye çalışan, gayet sıradan bir kitap.
Ben çocukken benim kitaplarımı isteyenler olurdu, “bu kitap nasıl? Okumak için alayım mı?” Diye sorarlardı, ben de onlara bakıp iç çeker ve “o senin anlayabileceğin bir kitap değil” derdim.
Nihayetinde anlamazlardı ve zevkleri varmış gibi beğenmediklerini idda eder, saçma olmakla suçlarlardı kitaplarımı ve ben acıma dolu bir ifadeyle bakıp onlara şöyle derdim “ O, senin anlayabileceğin bir kitap değil derken ciddiydim”
Hala da insanlar bu olayı anlamıyor. Hoş, insanlar hiç bir şeyi anlamıyor.
Neyse demek istediğim şey şu; eğer bugün biri benden bu kitabı istese ona vereceğim cevap da aynı olur.
Kitabı iki gün boyunca metro ve metrobüs yolculuklarımda okudum.
Rutubet kokulu, yer altı tünelleri boyunca yanımda olabilecek en iyi yol arkadaşıydı diyebilirim.
Hala bitmiş değil :) bazı kitapların hiç bitmediğine inanıyorum, bence bu kitap da bitmeyecek :)
Kitabın arasında bazı bazı düşülmüş not tarzı yazılar ve karalamalar var.(onları da ayrı paylaşacağım)
Görünce çok şaşırdım.
İtiraf etmeliyim beklentimin üzerinde bir kitap oldu benim için. Hem tasarım, baskı bakımından hem de içerik. Daha detaylı yorumunu da yazacağım kitabın, bu daha çok şu an şunu okuyorum yazısı :) ama kitap hakkında aslında o kadar söylemek istediğim şey var ki ama sanki duygularım kelimelere doluşup bünyemden firar etmek istemiyor. Bir tutukluk yaşıyorum.
Belki de böyle olması gerekiyor.
Ben bazı şeylerin anlatılmazlığına aşırı inanan biriyim #mehmetisakatlayanserçeparmağı da anlatılmaktan ziyade okunmak isteyen bir kitap zaten.
Bence siz de okuyun :) mahrum kalmanızı istemem, benden söylemesi
#dedalus
#dedaluskitap
#babil_com
#babilcom
#kitapincelemesi
#günışığım #kitapyorumu
//Hayat bir gökkuşağı olsa, Gün Işığım gökkuşağının sekizinci rengi olurdu. //
bana göre kitabı özetleyen ve insana aşılamak istediği tüm duyguları tek celsede yerleştiren alıntı budur.
Ben kitabı okurken belki tam adaptasyon sağlayamadığım için, bir çok arkadaşın bahsettiği yoğun duygusallığı yaşamadım. Finalinde ise sanırım tüm kitap boyu aradığım duygu birikimi üstüme döküldü.
Kendimi kurtaramadım 😊
Kate herkesin ihtiyaç duyduğu ve hayalini kurduğu arkadaş olmalı. Dediğim gibi yukarıda alıntıladığım cümle tüm kitabın amacını ve sonucun veriyor size.
Kurgu bakımından olağan üstü bir yönü yoktu kitabın ama kurguyu kamufle eden duygu bakımından yazar karakterlerini çok başarılı işlemişti. Kitapta beni tek rahatsız eden şimdiki zaman kip'leri oldu. Bu tarz anlatım beni mantıken kitaba bağlayamıyor ve sürekli konu arasında boşluğa düşmüşüm hissi veriyor. Sanırım yazım dili farklı olsa çok daha fazla severdim bu kitabı. Hoş bu haliyle de oldukça sevdim 😄
Kitabın yazar tanıtım kısmında, yazarın diğer kitaplarına baktım ve gus yazdığını gördüm sonra netten bakındım ve
yayınevi bilgisine göre, ikinci kitap olan Gus'ın hikayesi Mayıs ayında bizlerle buluşacakmış . Bu sevindirici bir bilgi ilgilenen arkadaşlara duyrulur 🙃😉 .
Bu arada kitap baskıları ve kapak tasarımları hakkında görsele yönelik bir zevk taşıdığımı fark etmişsinizdir 🙃 ve bu kitap kesinlikle %100 zevkime uygun düşüyor demeliyim. Renk uyumu, kapak tasarım ve kalıba konmuş gibi pürüzsüz durması, kitapta beni cezb eden önceliklerdendi. Bu açıdan @aspendosyayinevi ‘ni tebrik ediyorum. Kitaplarında kendilerine özgü bir duruş yakalamayı başardıklarını düşünüyorum. Çoğu üretici bunu hedefler ama çok azı başarır 😊
İyi geceleriniz olsun 🙃 😊
@çimenerengezgin ‘in yazdığı güzel bir kitabı size takdim edeyim. Kitap temelde -kişisel gelişim- demeyelim, daha ziyade -kişisel farkındalık-odaklı bir tür. Gezginname, Bir farkındalık yolculuğunu anlatıyor. İyiliğin, dostluğun, sevginin, doğayla uyumlu yaşamanın ve umudun, fantastik farkındalık öyküleriyle anlatıldığı bir kitap.
Kitap, 9 yaş üstü herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir içeriğe sahip. Şeftali Ağacı, Yelkenli, Gezginname ve Lodosçu başlıklarıyla dört ayrı seriden oluşuyor. Her birinde kahramanlar, ayrı ayrı maceraların içinde, yaşama, insana, doğaya yönelik farkındalıklar yaşarken, okuyucuya da ince mesajlar veriyor. Yazarın ikinci kitabı da #yesilbisikletlikiz
Olarak çıktı biliyorum. Bu kitabı da (isimden dolayı sanırım) çevreci bir farkındalık üzerine:) yani bana öyle geliyor.
Kitap, @Yitikülkeyayin ları’ndan çıktı. Bu yayinlarin da hoş kitapları var şahsen beğeniyorum. Gezginameyi de beğendim, şahsen tarzıma hitap etmiyor ama farklı bir ruhsal yolculuk oldu benim için. Okumayanlara öneririm, bu tarz kitapların herkes tarafından okunma potansiyeli var ve okunmalı diye düşünüyorum.
Dün @babil_com ‘dan verdiğim siparişten bahsetmiştim. Bunlar da gelen kitaplarım.
@bukolitr ile aldım bu sefer siparişlerimi, bilmeyenler için kısaca bu konuda bilgi vermek istiyorum. #Bukoli uygulamasında bu ay kampanya vardı, 20 tl üzeri alışverişte ücretsiz hizmet veriyorlardı ve aynı zamanda süpriz hediyeler de kargonuza ekliyorlardı ama ben çok şanslı olduğum için hediye gelmedi bana :D
Termus ve ufak şirin hediyeleri var, hatta bir okurumuz sinema bileti hediye almış #bukoli taglarından gördüm ve çok az, ucundan kıskandım :)
-Ya evet başka okurları stalklıyorum :) sinema bileti cidden orjinal bir hediye olmamış mı?
Bence olmuş.
Neyse, şimdi @babil.com sayfasında yine güzel bir kapanya gördüm, bir göz atın derim, eğer yakın zamanda sipariş verecekseniz faydalanın.
Gelelim siparişlerime :)
İlk başta şunu söylemeliyim ki indirim vardı sitede ve sanırım 65 civarı yayınevi kampanya yapmıştı @babil.com 'a özel. Bu da tabi tavan oranda kararsızlık demekti benim için :D
Neyse bir çok kitapta gezdim, sonra @artemisyayinlari ve @ithakiyayinlari 'nın kitaplarında karar kıldım.
#ithakiyayinlari 'ndan #lorddarcy ve #intiharkulübü #artemis 'den ise #monicayıöldürmek kitabını tercih ettim.
Lord darcy çok çok uygun fiyata geldi bana, hatta “hata var fiyatta” diye düşündüm, kitabı alarak teyit etmiş oldum ki hata yok :)
Artemis %45 indirim yapmıştı bu da #monica 'yı daha hesaplı yaptı benim için ve uzun zamandır göz koyduğum bir kitaptı bu sayede almış oldum.
İntahar kulübü de aynı şekilde çok merak ettiğim bir kitaptı, mehmet'i sakatlayan serçe parmağı #babilcom 'dan inceleme için seçtiğim kitap oldu. Neden bu kitabı seçtin derseniz, belki dersiniz :)
Arkakapak yazısından ötürü seveceğimi düşündüm, umarım yanılmam. Bir de “neden serçe parmağı ama nedenn” diye sordum kendime, bu sorumun cevabını almazsam olmazdı.
Sonuç olarak okunacak yeni kitaplarım oldu, mutlu ve keyifliyim :) umarım siz de öylesinizdir :)
(A bir de #arkakapak #dergi si aldım, ondan da uzun uzun bahsedeceğim daha sonra. şimdi @instagram beni sansürlemeden konuyu bitirmem gerek :D )
@yakamozkitap ‘ın gönderdi #kahvekokuluhikayeler kitabından ve harika sunumundan bahsetmiştim daha önce, benim çok beğendiğim daha ötesi etkilendiğim hediyelerden biriydi.
Fincan takımını kullanmıyorum kırılacak korkusuyla ama hemen herkesin ulaşacağı rafa koymayı ihmal etmedim.neden diye merak edebilirsiniz :) hani derler ya “sakınan göze çöp batar” sözü çok ciddiye aldığımı göstermek için evrene bir nevi sinyal veriyorum :D kesinlikle işe yarıyor, tavsiye ederim.
Kitap çeşitli hikayelerden oluşuyor. Ben çocukken babam bize böyle belli konular üzerine derlenmiş hikayelerin yer aldığı kitaplar alırdı, şimdi bu kitap onların daha zengin ve fiyakalı versiyonu bir nevi :) içinde çok hoş etkileyici hikayeler var ve okurken kitabın mis kokusu ayrı keyif veriyor. Fırsatınız varsa bu sunum ile alın bu kitabı ve nefis bir kahve eşliğinde okuyun derim, hayatınızdan biraz teneffüs edin. Kalbinize dokunan pek çok hikaye ile tanışacaksınız ama kalbinizde kalabilecek hikayeleri ayıklayın ve kendinize bir nevi öğüt edinin, size nacizane tavsiyem.
kitaptan bir öyküyü bloğunda yazdığını söylemişti @kitaplarvesozleri oraya da göz atmanızı öneririm :) üzerine çok şey söylenebilecek ama söylemekle yetinilmeyecek bir kitap hasıl-ı kelam.
Her evde olmalı ve her gün bir hikaye seçip okunmalı bence, böyle naif kitaplar günümüzü kurtarabilir hatta belki hayatımızı bile..
iyi geceleriniz olsun :)
Merhaba arkadaşalar iyi geceler :)
Henüz gece değil ama az kaldı, gelmeden karşılıyorum ben :)
Öncelerde yaptığım bir karakalem portre, sipariş üzerine yapmıştım, sahibine hediye edilecekti o yüzden paylaşmadım ve aradan çok uzun zaman geçti. Artık paylaşmam süpriz kaçırmaz sanırım
:)
@kitapsevdalisikizlar ile bu ay klasikleri okuyoruz ve bir çoğumuz özellikle #küçükprens ‘te karar kıldı.
Kitabı bugün otobüste okumaya başladım ve devam etsem büyük olasılık biterdi ama bitirmek istemedim.
İlk başlarda gülümsettip ilerledikçe duygusallaştıran bir etki yaptı bende.
Çocuk tarafınızı muhatap alan harika bir kitap, bu zamana kadar okumadığım için o kadar üzüldüm ki.
Ben yıllar önce almak istemiş çok aramıştım ama malesef basımı bir ara durdurulmuş, sansüre uğramıştı. Bugün sebep olan satırları da okudum ve yine “ahh geri kalmışlık” dedim.
Kitap küçük, adı ve karakteri gibi ama o kadar büyük bir objektifi var ki ruhumun tuğlalarını oynattı.
Dediğim gibi aradığım da bulamadım, bulduğum da ise okumadım. Popülerite mağduru gördüğüm ve artık itici gelen bir kitaptı ama bugün okuduğumda onun ismi ile kültür ya da naiflik primi yapanların ciddi anlamda onu hiç eline almadığını ya da okumadığını düşündüm. Benim okuma serüvenim ise şöyle başladı; erkek kardeşim bana “okudun mu? çok farklı bir kitap, oku anlarsın” dedi ve baktım grup arkadaşlarım da okuma planı yapıyor, katıldım. Ve evet çok farklı bir kitap, yine harika bir gözlem yapmış kardeşim @defkhan2134 :)
Küçük prens büyüklerin değil, kendi gibi küçüklerin yani bizim gezegenimizin çocuk üyelerinin özellikle anlayabileceği bir ufku sunuyor ama öyle bildiğiniz çocuklar değil, içimizde duran ve bizi terk etmeyen, büyüdüğümüz halde içimizde büyümeye direnen çocuk ancak bakabilir o ufka.
Çok yorgun ve hastayım ama bu düşüncelerimi kendime saklayamadım, eve gelir gelmez direk konuya daldım :) kusura bakmayın biraz “ben böyle düşünüyorum, tamamm mı?” Tarzı yazmış olabilirim :) lütfen görmezden gelin, uslupta bir kusur varsa.
İyi, mutlu, güzel geceleriniz ve her yolculuğun sonunda dönecek bir yuvanız olsun" der ve giderim :)
İyi akşamlar sevgili #kitapdostlari nasılsınız? (Öylesine değil, çok ciddi sordum :)
Ben de iyim, fena değil, gibi gibi yaşamaklardayım.
@marjinalokurlar ile #kuklacı ‘yı okuduk ve yorumluyoruz. Eleştiriye açıklığı ve desteğinden ötürü @gunaygafur 'a teşekkür ederim :)
#kitapyorumu
Kitabın adından da anladığınız üzere bir kuklacı var ve birbiriyle hiç alakası olmayan insanlara siyah zarflar gönderip, oyun oynuyor. Daha doğrusu oynuyor gibi davranıyor.
Konu #newyork #sanfrancisco #bartın üçgeninde dönüyor.
Karakterler bir kadın, hep erkek. Tamam bir iki kadın daha vardı ama yanın yanı karakterlerdi diyebilirim kadın çok azdı kurguda.
Kitapta beni en rahatsız eden şey diyaloglardı. Daha önce diyaloglar konusunda çok takıntılı olduğumdan bahsetmiştim ve sürekli “o durumda o denmez” gibi tepkilerle okudum kitabı.
Yani replikler şartlarla tam örtüşmüyordu, bence yeterli duygu ve ifade yoktu karakterlerde tam kukla gibiydiler, açıkçası kitapta bu hal beni çok gerdi. Kurgusu başarılıydı ama dediğim gibi harici faktörler kurguyu gölgelemişti.
Finalinde aklınızda hiç soru işareti bırakmıyor, bu güzel yanıydı.
aslında ben daha karanlık bir kurgu bekliyordum, kitap açımdan biraz bilimkurguya döndü ve süprizi de buydu sanırım
:D vasat bir tat bıraktı bende ama şu var yazar yetenekli. Kitabın türkiyede genç bir yazar tarafından yazıldığı fikri bana umut veriyor, çünkü bu gelişime açık bir alanda mevcut bir yetenek var demektir. Geniş yelpazeden kitapla ilgili bir çok kusur bulunabilir ama alanı türkiye sınırlarına indirgediğimizde iyi bir polisiye olarak nitelenmeye müsait. Ülkemizde çok fazla polisiye yazar yok hatta iyi yazar yok, bu açıdan iyi bir yazar adayımız var diyebiliriz. Şunu da belirtmeliyim bu yazarın ilk kitabı, ben yazarın ismini en fazla #kahin kitabıyla duydum ve yorumları oldukça iyidir o kitabın, burdan çıktığım varsayım yazarın geliştiği yönünde. İlk kitap her zaman bir acemilik evresi taşır o nedenle ben kitabı objektif bir bakışla genel üzerinden yorumlamaya çalıştım ama bahsettiğim bu faktörler göz önüne alındığında kitap gayet başarılı. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim, çünkü ülkemizde cidden bu tarzın pek yürüyeni yok :)
#tebessümü #elem #kitapyorumu
İnceden karakterlerin felsefe yaptığı, hoşuma giden bir klasik oldu. aldatma, aldatılma,evlilik kurumu,medeniyet,geri kafalılık,aşk,hayat felsefesi ve acı arasında gidip geliyor. İç dünyalarını iyi betimlemiş karakterlerinin.
Kitap yine sosyolojik evrimler ve göndermeler içeriyor.
Toplumdan memnuniyetsiz birey, bireyden memnuniyetsiz toplum.
Kenan “batılaşmayı”, “medenileşmeyi”, sadece ve sadece şekil şartlarına indiren, “kendi gerçeği ve halkına uzak” ve bu yanıyla “karikatür” bir gençtir. Modern bir evlilik yapmasına, rahat ve mutlu bir hayat geçirmesine rağmen Kenan'ın gönlü, bir hayat kadınına, Vuslat'a kapılır. Vuslatla metres hayatı sürdüren Kenan, bu uğurda eşinden boşanmak, işinden ayrılmak, ailesiyle bozuşmak ve hatta çıldırmak noktasına kadar gelir.
Kısaca kenanın ızdırabı diyebiliriz :D
“Boşluk” diye bir kavram var ve bazı roman karakterleri bu kavramı mükemmel düzeyde doldururlar. Bunun sebebi kimliksizlik ve ona yakıştırılan sözde amaçları kendince kendine layık görmemesi olur. Kitapta aynen böyle bir karakter var topluma ve kendine yabancı bu mantıkla diyebiliriz ki aslında “yok” #varoluş felsefesi de böyle bir “yok"luk durumunda tevellüd olmuştur, lakin batı bundan bir felsefe, akım ve hayat çıkarabilirken bizim bireylerimiz umumhaneye gitmenin ötesine geçemezler :) bu hüseyin rahminin de gözünden kaçmamış.
Yazarla ilgili kitabı okuduğum süreçte bir tez okudum ve orda şöyle bir belirti var "hüseyin rahmi kitaplarında ahlak sorunsalı, ilk kitaplarında düzgün karakterler barındırırken giderek ahlak seviyesi düşen karakterlere dönmeye başladığını görüyoruz.” Gibi bir tesbit aslında,8 makul hatta mantıklı ama bu tesbit ile yazarın hayat görüşü ya da yaşam şekli de nitelendirilmişti.
Ben olaya yazarın bireyselliğinin şekillenmesinden değil, toplum şekillenmesinin bireyselliğindeki etkisinden kaynaklı bakıyorum. Bastırılmışlığın toplumsal etkilerini çok güzel örnekleyen bir yakın tarihimiz var ve bu tarihten yazarı kıl gibi çekip yargılamak ya da nitelemek haksızlık olur.
Neyse sonuç olarak yine bol sosyal ve felsefik göndermeli bir kitap. Okuyun okutturun kendinize yabancı kalmayın :)
#okudum
#vsco_vintage #vsco #vscocamgram #instagram #vscorussia #vsco #vscolight #bookstagram #worldart #work #bookstagrammer #bookstag #vsco_galeri #vscocam #vscosultanlar #vscohappy #vscoartist #arts #lifeart #ff #sanatsal #sfs #lifestyle #bookporn #bookworm #vscostage #vscorussia #artistontumblr #artistic @instagram #artshow